NurluNurlu
37. Sure·182 ayet·Mekkî

Sâffât Suresi: Arapça, Türkçe Okunuşu ve Meali

Sâffât Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 37. suresidir; 182 ayettir ve Mekkî'dir. Adı “Saf Tutanlar” anlamına gelir. Aşağıda surenin tamamını Arapça metni, Türkçe okunuşu ve Diyanet mealiyle ayet ayet okuyabilirsin.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفًّۭا﴿1

    veṣṣâffâti ṣaffâ.

    1.Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

  2. فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًۭا﴿2

    fezzâcirâti zecrâ.

    2.Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

  3. فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكْرًا﴿3

    fettâliyâti ẕikrâ.

    3.Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

  4. إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌۭ﴿4

    inne ilâheküm levâḥid.

    4.Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

  5. رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ﴿5

    rabbü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ verabbü-lmeşâriḳ.

    5.Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

  6. إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ﴿6

    innâ zeyyenne-ssemâe-ddünyâ bizînetini-lkevâkib.

    6.Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.

  7. وَحِفْظًۭا مِّن كُلِّ شَيْطَٰنٍۢ مَّارِدٍۢ﴿7

    veḥifżam min külli şeyṭânim mârid.

    7.Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk.

  8. لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍۢ﴿8

    lâ yessemme`ûne ile-lmelei-l'a`lâ veyuḳẕefûne min külli cânib.

    8.Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.

  9. دُحُورًۭا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌۭ وَاصِبٌ﴿9

    düḥûrav velehüm `aẕâbüv vâṣib.

    9.Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.

  10. إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌۭ ثَاقِبٌۭ﴿10

    illâ men ḫaṭife-lḫaṭfete feetbe`ahû şihâbün ŝâḳib.

    10.Hele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir.

  11. فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّن طِينٍۢ لَّازِبٍۭ﴿11

    festeftihim ehüm eşeddü ḫalḳan em men ḫalaḳnâ. innâ ḫalaḳnâhüm min ṭînil lâzib.

    11.Allah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır.

  12. بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ﴿12

    bel `acibte veyesḫarûn.

    12.Evet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar.

  13. وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ﴿13

    veiẕâ ẕükkirû lâ yeẕkürûn.

    13.Onlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler.

  14. وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةًۭ يَسْتَسْخِرُونَ﴿14

    veiẕâ raev âyetey yestesḫirûn.

    14.Bir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar.

  15. وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّبِينٌ﴿15

    veḳâlû in hâẕâ illâ siḥrum mübîn.

    15."Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

  16. أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ﴿16

    eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.

    16."Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

  17. أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ﴿17

    eveâbâüne-l'evvelûn.

    17."Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

  18. قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ﴿18

    ḳul ne`am veentüm dâḫirûn.

    18.De ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak."

  19. فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ﴿19

    feinnemâ hiye zecratüv vâḥidetün feiẕâ hüm yenżurûn.

    19.Tek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar.

  20. وَقَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ﴿20

    veḳâlû yâ veylenâ hâẕâ yevmü-ddîn.

    20.Şöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür."

  21. هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ﴿21

    hâẕâ yevmü-lfaṣli-lleẕî küntüm bihî tükeẕẕibûn.

    21.Onlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir.

  22. ۞ ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ﴿22

    uḥşürü-lleẕîne żalemû veezvâcehüm vemâ kânû ya`büdûn.

    22.İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."

  23. مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ﴿23

    min dûni-llâhi fehdûhüm ilâ ṣirâṭi-lceḥîm.

    23.İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."

  24. وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ﴿24

    veḳifûhüm innehüm mes'ûlûn.

    24."Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır."

  25. مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ﴿25

    mâ leküm lâ tenâṣarûn.

    25.Şöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?"

  26. بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ﴿26

    bel hümü-lyevme müsteslimûn.

    26.Hayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır.

  27. وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ﴿27

    veaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.

    27.Birbirlerine dönüp soruşurlar.

  28. قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ﴿28

    ḳâlû inneküm küntüm te'tûnenâ `ani-lyemîn.

    28.İleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler.

  29. قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ﴿29

    ḳâlû bel lem tekûnû mü'minîn.

    29.Onlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz."

  30. وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًۭا طَٰغِينَ﴿30

    vemâ kâne lenâ `aleyküm min sülṭân. bel küntüm ḳavmen ṭâgîn.

    30."Bizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz."

  31. فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ﴿31

    feḥaḳḳa `aleynâ ḳavlü rabbinâ. innâ leẕâiḳûn.

    31."Bu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız."

  32. فَأَغْوَيْنَٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ﴿32

    feagveynâküm innâ künnâ gâvîn.

    32."Sizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık".

  33. فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍۢ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ﴿33

    feinnehüm yevmeiẕin fi-l`aẕâbi müşterikûn.

    33.O gün hepsi azabda birleşirler.

  34. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ﴿34

    innâ keẕâlike nef`alü bilmücrimîn.

    34.Doğrusu suçlulara böyle yaparız.

  35. إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ﴿35

    innehüm kânû iẕâ ḳîle lehüm lâ ilâhe ille-llâhü yestekbirûn.

    35.Onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler.

  36. وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍۢ مَّجْنُونٍۭ﴿36

    veyeḳûlûne einnâ letârikû âlihetinâ lişâ`irim mecnûn.

    36."Deli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi.

  37. بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ﴿37

    bel câe bilḥaḳḳi veṣaddeḳa-lmürselîn.

    37.Hayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı.

  38. إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ﴿38

    inneküm leẕâiḳu-l`aẕâbi-l'elîm.

    38.Şüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız.

  39. وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ﴿39

    vemâ tüczevne illâ mâ küntüm ta`melûn.

    39.Yaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız.

  40. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ﴿40

    illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.

    40.Ancak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır.

  41. أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌۭ مَّعْلُومٌۭ﴿41

    ülâike lehüm rizḳum ma`lûm.

    41.İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

  42. فَوَٰكِهُ ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ﴿42

    fevâkih. vehüm mükramûn.

    42.İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

  43. فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ﴿43

    fî cennâti-nne`îm.

    43.İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

  44. عَلَىٰ سُرُرٍۢ مُّتَقَٰبِلِينَ﴿44

    `alâ sürurim müteḳâbilîn.

    44.İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

  45. يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍۢ مِّن مَّعِينٍۭ﴿45

    yüṭâfü `aleyhim bike'sim mim me`în.

    45.Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.

  46. بَيْضَآءَ لَذَّةٍۢ لِّلشَّٰرِبِينَ﴿46

    beyḍâe leẕẕetil lişşâribîn.

    46.Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.

  47. لَا فِيهَا غَوْلٌۭ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ﴿47

    lâ fîhâ gavlüv velâ hüm `anhâ yünzefûn.

    47.Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.

  48. وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌۭ﴿48

    ve`indehüm ḳâṣirâtu-ṭṭarfi `în.

    48.Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.

  49. كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌۭ مَّكْنُونٌۭ﴿49

    keennehünne beyḍum meknûn.

    49.Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.

  50. فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ﴿50

    feaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.

    50.Birbirlerine dönüp sorarlar:

  51. قَالَ قَآئِلٌۭ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌۭ﴿51

    ḳâle ḳâilüm minhüm innî kâne lî ḳarîn.

    51.İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."

  52. يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ﴿52

    yeḳûlü einneke lemine-lmüṣaddiḳîn.

    52.İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."

  53. أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ﴿53

    eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemedînûn.

    53.İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."

  54. قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ﴿54

    ḳâle hel entüm müṭṭali`ûn.

    54.Yanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der.

  55. فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ﴿55

    feṭṭale`a feraâhü fî sevâi-lceḥîm.

    55.Bir bakar onu cehennemin ortasında görür.

  56. قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ﴿56

    ḳâle tellâhi in kitte letürdîn.

    56.Ona der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin."

  57. وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ﴿57

    velevlâ ni`metü rabbî leküntü mine-lmuḥḍarîn.

    57."Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum."

  58. أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ﴿58

    efemâ naḥnü bimeyyitîn.

    58."Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"

  59. إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ﴿59

    illâ mevtetene-l'ûlâ vemâ naḥnü bimü`aẕẕebîn.

    59."Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"

  60. إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ﴿60

    inne hâẕâ lehüve-lfevzü-l`ażîm.

    60.İşte büyük kurtuluş şüphesiz budur.

  61. لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَٰمِلُونَ﴿61

    limiŝli hâẕâ felya`meli-l`âmilûn.

    61.Çalışanlar bunun için çalışsın.

  62. أَذَٰلِكَ خَيْرٌۭ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ﴿62

    eẕâlike ḫayrun nüzülen em şeceratü-zzeḳḳûm.

    62.Konukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı?

  63. إِنَّا جَعَلْنَٰهَا فِتْنَةًۭ لِّلظَّٰلِمِينَ﴿63

    innâ ce`alnâhâ fitnetel liżżâlimîn.

    63.Biz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık.

  64. إِنَّهَا شَجَرَةٌۭ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ﴿64

    innehâ şeceratün taḫrucü fî aṣli-lceḥîm.

    64.O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.

  65. طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ﴿65

    ṭal`uhâ keennehû ruûsü-şşeyâṭîn.

    65.Tomurcukları şeytan başı gibidir.

  66. فَإِنَّهُمْ لَءَاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ﴿66

    feinnehüm leâkilûne minhâ femâliûne minhe-lbüṭûn.

    66.İşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar.

  67. ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًۭا مِّنْ حَمِيمٍۢ﴿67

    ŝümme inne lehüm `aleyhâ leşevbem min ḥamîm.

    67.Sonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir.

  68. ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ﴿68

    ŝümme inne merci`ahüm leile-lceḥîm.

    68.Doğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir.

  69. إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ﴿69

    innehüm elfev âbâehüm ḍâllîn.

    69.Onlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı.

  70. فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ﴿70

    fehüm `alâ âŝârihim yühra`ûn.

    70.Öyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı.

  71. وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ﴿71

    veleḳad ḍalle ḳablehüm ekŝeru-l'evvelîn.

    71.Onlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı.

  72. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ﴿72

    veleḳad erselnâ fîhim münẕirîn.

    72.And olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik.

  73. فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ﴿73

    fenżur keyfe kâne `âḳibetü-lmünẕerîn.

    73.Uyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak!

  74. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ﴿74

    illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.

    74.Allah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır.

  75. وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌۭ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ﴿75

    veleḳad nâdânâ nûḥun feleni`me-lmücîbûn.

    75.And olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik.

  76. وَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ﴿76

    venecceynâhü veehlehû mine-lkerbi-l`ażîm.

    76.Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.

  77. وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ﴿77

    vece`alnâ ẕürriyyetehû hümü-lbâḳîn.

    77.Ancak onun soyunu sürekli kıldık.

  78. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ﴿78

    veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn.

    78.Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

  79. سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍۢ فِى ٱلْعَٰلَمِينَ﴿79

    selâmün `alâ nûḥin fi-l`âlemîn.

    79.Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

  80. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ﴿80

    innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.

    80.İşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız.

  81. إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ﴿81

    innehû min `ibâdine-lmü'minîn.

    81.Doğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı.

  82. ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْءَاخَرِينَ﴿82

    ŝümme agraḳne-l'âḫarîn.

    82.Sonra, diğerlerini suda boğduk.

  83. ۞ وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ﴿83

    veinne min şî`atihî leibrâhîm.

    83.İbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı.

  84. إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍۢ سَلِيمٍ﴿84

    iẕ câe rabbehû biḳalbin selîm.

    84.Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi.

  85. إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ﴿85

    iẕ ḳâle liebîhi veḳavmihî mâẕâ ta`büdûn.

    85.İbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: "Nelere kulluk ediyorsunuz?"

  86. أَئِفْكًا ءَالِهَةًۭ دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ﴿86

    eifken âliheten dûne-llâhi türîdûn.

    86."Allah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?"

  87. فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ﴿87

    femâ żannüküm birabbi-l`âlemîn.

    87."Alemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir?"

  88. فَنَظَرَ نَظْرَةًۭ فِى ٱلنُّجُومِ﴿88

    feneżara nażraten fi-nnücûm.

    88.İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.

  89. فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌۭ﴿89

    feḳâle innî seḳîm.

    89.İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.

  90. فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ﴿90

    fetevellev `anhü müdbirîn.

    90.Onu bırakıp gittiler.

  91. فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ﴿91

    ferâga ilâ âlihetihim feḳâle elâ te'külûn.

    91.O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.

  92. مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ﴿92

    mâ leküm lâ tenṭiḳûn.

    92.O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.

  93. فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ﴿93

    ferâga `aleyhim ḍarbem bilyemîn.

    93.Sonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu.

  94. فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ﴿94

    feaḳbelû ileyhi yeziffûn.

    94.Bunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler.

  95. قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ﴿95

    ḳâle eta`büdûne mâ tenḥitûn.

    95.İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."

  96. وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ﴿96

    vellâhü ḫaleḳaküm vemâ ta`melûn.

    96.İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."

  97. قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَٰنًۭا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ﴿97

    ḳâlü-bnû lehû bünyânen feelḳûhü fi-lceḥîm.

    97.Putperestler: "Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın" dediler.

  98. فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًۭا فَجَعَلْنَٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ﴿98

    feerâdû bihî keyden fece`alnâhümü-l'esfelîn.

    98.Ona düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik.

  99. وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ﴿99

    veḳâle innî ẕâhibün ilâ rabbî seyehdîn.

    99.İbrahim: "Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir" dedi.

  100. رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ﴿100

    rabbi heb lî mine-ṣṣâliḥîn.

    100."Rabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver" diye yalvardı.

  101. فَبَشَّرْنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٍۢ﴿101

    febeşşernâhü bigulâmin ḥalîm.

    101.Biz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik.

  102. فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰبِرِينَ﴿102

    felemmâ belega me`ahü-ssa`ye ḳâle yâ büneyye innî erâ fi-lmenâmi ennî eẕbeḥuke fenżur mâẕâ terâ. ḳâle yâ ebeti-f`al mâ tü'mer. setecidünî in şâe-llâhü mine-ṣṣâbirîn.

    102.Çocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: "Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin" dedi.

  103. فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ﴿103

    felemmâ eslemâ vetellehû lilcebîn.

    103.Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.

  104. وَنَٰدَيْنَٰهُ أَن يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ﴿104

    venâdeynâhü ey yâ ibrâhîm.

    104.Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.

  105. قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ﴿105

    ḳad ṣaddaḳte-rru'yâ. innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.

    105.Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.

  106. إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ﴿106

    inne hâẕâ lehüve-lbelâü-lmübîn.

    106.Doğrusu bu apaçık bir deneme idi.

  107. وَفَدَيْنَٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍۢ﴿107

    vefedeynâhü biẕibḥin `ażîm.

    107.Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.

  108. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ﴿108

    veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn.

    108.Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

  109. سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ﴿109

    selâmün `alâ ibrâhîm.

    109.Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

  110. كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ﴿110

    keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.

    110.İşte iyileri böylece mükafatlandırırız.

  111. إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ﴿111

    innehû min `ibâdine-lmü'minîn.

    111.Doğrusu o, inanmış kullarımızdandı.

  112. وَبَشَّرْنَٰهُ بِإِسْحَٰقَ نَبِيًّۭا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ﴿112

    vebeşşernâhü biisḥâḳa nebiyyem mine-ṣṣâliḥîn.

    112.Ona, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik.

  113. وَبَٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَٰقَ ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌۭ وَظَالِمٌۭ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌۭ﴿113

    vebâraknâ `aleyhi ve`alâ isḥâḳ. vemin ẕürriyyetihimâ muḥsinüv veżâlimül linefsihî mübîn.

    113.Kendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır.

  114. وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ﴿114

    veleḳad menennâ `alâ mûsâ vehârûn.

    114.And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk.

  115. وَنَجَّيْنَٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ﴿115

    venecceynâhümâ veḳavmehümâ mine-lkerbi-l`ażîm.

    115.İkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.

  116. وَنَصَرْنَٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ﴿116

    veneṣarnâhüm fekânû hümü-lgâlibîn.

    116.Onlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi.

  117. وَءَاتَيْنَٰهُمَا ٱلْكِتَٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ﴿117

    veâteynâhüme-lkitâbe-lmüstebîn.

    117.Her ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik.

  118. وَهَدَيْنَٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ﴿118

    vehedeynâhüme-ṣṣirâṭa-lmüsteḳîm.

    118.Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik.

  119. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْءَاخِرِينَ﴿119

    veteraknâ `aleyhimâ fi-l'âḫirîn.

    119.Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.

  120. سَلَٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ﴿120

    selâmün `alâ mûsâ vehârûn.

    120.Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.

  121. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ﴿121

    innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.

    121.Doğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız.

  122. إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ﴿122

    innehümâ min `ibâdine-lmü'minîn.

    122.İkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı.

  123. وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ﴿123

    veinne ilyâse lemine-lmürselîn.

    123.Doğrusu İlyas da peygamberlerdendir.

  124. إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ﴿124

    iẕ ḳâle liḳavmihî elâ tetteḳûn.

    124.Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.

  125. أَتَدْعُونَ بَعْلًۭا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَٰلِقِينَ﴿125

    eted`ûne ba`lev veteẕerûne aḥsene-lḫâliḳîn.

    125.Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.

  126. ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ﴿126

    allâhe rabbeküm verabbe âbâikümü-l'evvelîn.

    126.Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.

  127. فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ﴿127

    fekeẕẕebûhü feinnehüm lemuḥḍarûn.

    127.Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.

  128. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ﴿128

    illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.

    128.Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.

  129. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ﴿129

    veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn.

    129.Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.

  130. سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ﴿130

    selâmün `alâ ilyâsîn.

    130.Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.

  131. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ﴿131

    innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.

    131.Doğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız.

  132. إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ﴿132

    innehû min `ibâdine-lmü'minîn.

    132.O, inanmış kullarımızdandı.

  133. وَإِنَّ لُوطًۭا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ﴿133

    veinne lûṭal lemine-lmürselîn.

    133.Şüphesiz Lut da peygamberlerdendir.

  134. إِذْ نَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ﴿134

    iẕ necceynâhü veehlehû ecme`în.

    134.Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.

  135. إِلَّا عَجُوزًۭا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ﴿135

    illâ `acûzen fi-lgâbirîn.

    135.Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.

  136. ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْءَاخَرِينَ﴿136

    ŝümme demmerne-l'âḫarîn.

    136.Sonra diğerlerini yok etmiştik.

  137. وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ﴿137

    veinneküm letemürrûne `aleyhim muṣbiḥîn.

    137.Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?

  138. وَبِٱلَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ﴿138

    vebilleyl. efelâ ta`ḳilûn.

    138.Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?

  139. وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ﴿139

    veinne yûnüse lemine-lmürselîn.

    139.Doğrusu Yunus da peygamberlerdendir.

  140. إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ﴿140

    iẕ ebeḳa ile-lfülki-lmeşḥûn.

    140.Dolu bir gemiye kaçmıştı.

  141. فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ﴿141

    fesâheme fekâne mine-lmüdḥaḍîn.

    141.Gemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı.

  142. فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌۭ﴿142

    felteḳamehü-lḥûtü vehüve mülîm.

    142.Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu.

  143. فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ﴿143

    felevlâ ennehû kâne mine-lmüsebbiḥîn.

    143.Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.

  144. لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ﴿144

    lelebiŝe fî baṭnih ilâ yevmi yüb`aŝûn.

    144.Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.

  145. ۞ فَنَبَذْنَٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌۭ﴿145

    fenebeẕnâhü bil`arâi vehüve seḳîm.

    145.Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık.

  146. وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةًۭ مِّن يَقْطِينٍۢ﴿146

    veembetnâ `aleyhi şeceratem miy yaḳṭîn.

    146.Onun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik.

  147. وَأَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ﴿147

    veerselnâhü ilâ mieti elfin ev yezîdûn.

    147.Onu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.

  148. فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍۢ﴿148

    feâmenû femetta`nâhüm ilâ ḥîn.

    148.Sonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.

  149. فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ﴿149

    festeftihim elirabbike-lbenâtü velehümü-lbenûn.

    149.Putperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı?

  150. أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِنَٰثًۭا وَهُمْ شَٰهِدُونَ﴿150

    em ḫalaḳne-lmelâikete inâŝev vehüm şâhidûn.

    150.Yoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler?

  151. أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ﴿151

    elâ innehüm min ifkihim leyeḳûlûn.

    151.Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.

  152. وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ﴿152

    velede-llâhü veinnehüm lekâẕibûn.

    152.Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.

  153. أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ﴿153

    aṣṭafe-lbenâti `ale-lbenîn.

    153.Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş?

  154. مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ﴿154

    mâ leküm. keyfe taḥkümûn.

    154.Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?

  155. أَفَلَا تَذَكَّرُونَ﴿155

    efelâ teẕekkerûn.

    155.Hiç düşünmez misiniz?

  156. أَمْ لَكُمْ سُلْطَٰنٌۭ مُّبِينٌۭ﴿156

    em leküm sülṭânüm mübîn.

    156.Yoksa apaçık bir deliliniz mi var?

  157. فَأْتُوا۟ بِكِتَٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ﴿157

    fe'tû bikitâbiküm in küntüm ṣâdiḳîn.

    157.Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım.

  158. وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًۭا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ﴿158

    vece`alû beynehû vebeyne-lcinneti nesebâ. veleḳad `alimeti-lcinnetü innehüm lemuḥḍarûn.

    158.Allah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler.

  159. سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ﴿159

    sübḥâne-llâhi `ammâ yeṣifûn.

    159.Allah onların vasıflandırmalarından münezzehtir.

  160. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ﴿160

    illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.

    160.Allah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır.

  161. فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ﴿161

    feinneküm vemâ ta`büdûn.

    161.Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.

  162. مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَٰتِنِينَ﴿162

    mâ entüm `aleyhi bifâtinîn.

    162.Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.

  163. إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ﴿163

    illâ men hüve ṣâli-lceḥîm.

    163.Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.

  164. وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌۭ مَّعْلُومٌۭ﴿164

    vemâ minnâ illâ lehû meḳâmüm ma`lûm.

    164.Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."

  165. وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ﴿165

    veinnâ lenaḥnu-ṣṣâffûn.

    165.Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."

  166. وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ﴿166

    veinnâ lenaḥnü-lmüsebbiḥûn.

    166.Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."

  167. وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ﴿167

    vein kânû leyeḳûlûn.

    167.Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.

  168. لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًۭا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ﴿168

    lev enne `indenâ ẕikram mine-l'evvelîn.

    168.Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.

  169. لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ﴿169

    lekünnâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.

    169.Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.

  170. فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ﴿170

    fekeferû bih. fesevfe ya`lemûn.

    170.Böyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir.

  171. وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ﴿171

    veleḳad sebeḳat kelimetünâ li`ibâdine-lmürselîn.

    171.And olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir.

  172. إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ﴿172

    innehüm lehümü-lmenṣûrûn.

    172.Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir.

  173. وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَٰلِبُونَ﴿173

    veinne cündenâ lehümü-lgâlibûn.

    173.Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.

  174. فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍۢ﴿174

    fetevelle `anhüm ḥattâ ḥîn.

    174.Bir süreye kadar onlara aldırış etme.

  175. وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ﴿175

    veebṣirhüm fesevfe yübṣirûn.

    175.Onlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.

  176. أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ﴿176

    efebi`aẕâbinâ yesta`cilûn.

    176.Azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?

  177. فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ﴿177

    feiẕâ nezele bisâḥatihim fesâe ṣabâḥu-lmünẕerîn.

    177.O azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur!

  178. وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍۢ﴿178

    vetevelle `anhüm ḥattâ ḥîn.

    178.Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

  179. وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ﴿179

    veebṣir fesevfe yübṣirûn.

    179.İnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.

  180. سُبْحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ﴿180

    sübḥâne rabbike rabbi-l`izzeti `ammâ yeṣifûn.

    180.Senin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir.

  181. وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ﴿181

    veselâmün `ale-lmürselîn.

    181.Ve selam, peygamberleredir.

  182. وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ﴿182

    velḥamdü lillâhi rabbi-l`âlemîn.

    182.Hamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır.

Sık Sorulan Sorular

Sâffât Suresi kaç ayettir?

Sâffât Suresi 182 ayettir ve Kur'an-ı Kerim'in 37. suresidir.

Sâffât Suresi Mekki mi Medeni mi?

Sâffât Suresi Mekkî'dir; yani Mekke döneminde indirilmiştir.

Sâffât Suresi'nin adı ne anlama gelir?

Sâffât adı "Saf Tutanlar" anlamına gelir.

İlgili İçerikler

Meal: Diyanet İşleri Başkanlığı

Türkçe okunuş (çeviriyazı): Muhammet Abay

Arapça metin: Kur'an-ı Kerim (Uthmani hattı) · Kaynak: alquran.cloud

Nurlu uygulamasında oku

Tüm sureler sesli okuyuş, çeviri ve günlük hatırlatmalarla.

App Store